Türkçe Sınıflarının Duygusal İklimi

Yazıda kullandığım fotoğraf Alfred Eisenstaedt tarafından 1963 yılında çekilmiş, Paris yakınlarında. Çocuklar hayatlarında ilk kez bir kukla tiyatrosu seyrediyorlar. Oyunun adı ‘’Saint George ve Ejderha’’.

Fotoğrafçının yakaladığı muhteşem kare, ejderhanın öldürüldüğü ana ait.

Aslında bu fotoğrafı, çalıştaylarda öğretmenleri materyal kullanımına ikna etmek için etkileyici bir giriş olarak kullanıyorum.

Duyguların öğrenmede ne kadar etkili olduğunu, yabancı bir dil olarak Türkçe öğretimi yaparken duyguları ne kadar harekete geçirirsek o kadar başarılı olacağımızı anlatmak için.

Çünkü öğrenme sırasında ne kadar çok duyu organı devreye sokulursa konuyla ne kadar sıkı duygusal bağ kurulursa öğrenme o ölçüde kaliteli ve kalıcı olur. Birden fazla duyunun uyarılması, beyinde aynı anda birçok bölüme değen zengin bir ağ oluşmasını sağlar ve bilgi kalıcı hale gelir.

Ancak bu gün, bu fotoğrafla farklı bir noktaya dikkatinizi çekmek istiyorum.


Tamam, zengin materyaller kullanalım, öğrencilerin duygularına hitap edelim. Daha hızlı, kolay ve kalıcı bir şekilde öğrenmelerini sağlayalım ama önce bunun ortamını hazırlamak gerekir.

Yani sağlıklı bir duygusal öğrenme iklimini.

Bazı temel duygular var. Dünyadaki tüm insanlar için geçerli olan. Yabancı bir dil olarak Türkçe öğretimi yapan öğretmenin öncelikle bu temel duyguları iyi yönetip sağlıklı bir duygusal sınıf iklimi yaratması gerekiyor ki amacına ulaşabilsin.

Çünkü duygular, öğrencinin derse bakış açısını, moralini ve performansını olumlu veya olumsuz yönde etkiler.

Öğrencilerin öğrenebilmeleri için akıl ve zeka da gerekir. Bunu inkar etmiyorum ama öğrencilerin sadece akıl ve zekayla öğrendiklerini iddia etmek, yaptığımız işi hiç anlamamak demektir.

Sınıfta, ders esnasında duygular her an öğrenciyle beraberdir.

Öğrenci; sınıfın duygusal iklimini “değişken”, “anlaşılmaz”, “kaygan”, “kontrol edilemez”, dolayısıyla “güvenilmez” olarak hissederse öğrenme ortamı zedelenir ve öğrenme tam olarak gerçekleşmez.

Sevgi, güven, neşe, gurur ve korku. Sınıfta ustaca yönetilmesi gereken temel duygular bence.

Yakından bakalım.

Öğrenci başarısız olmaktan, yanlış yapmaktan korkmayacak. Öğretmeni veya arkadaşları tarafından alaya maruz kalacağı endişesini taşımayacak.

Sınıfta olmayı sevecek, Türkçe öğrenmeyi sevecek.

Öğretmenine güvenecek. Duvarlar örmeyecek, maskeler takmayacak, kendini rahatça ifade edecek.

Kimlikleri -din, milliyet, renk, ana dil gibi-, fiziksel ve kişisel özellikleri ile gurur duyabilecek, tüm varlığıyla kabul edildiğini bilecek.

Türkçe öğrenirken eğlenecek, sosyalleşecek, sevdiği ve ilgisini çeken şeyler üzerinden Türkçe öğrenecek.

Öğretmeninin onu farkında olduğuna, öğretmek için de sınırsız bir sabırla yanında olduğuna inanacak.

Kolay mı bütün bunlar? Asla değil ama bu işin kolay olduğunu kim söyledi ki size?

Resim Link

Yazan: Hatice Gülcan Topkaya

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR