Cümle Bilgisine Sahip Olmak


Anlatımın temel birimi cümledir. Ses, hece, sözcük gibi birimler, bir başlarına bildirişim ya da anlatım aracı olamazlar. Bunların anlatımdaki işlevlerini yerine getirmeleri cümleyi yapılandırmalarına bağlıdır.
Cümle, anlatımın temel birimi olması yönünden bildirişim aracı olarak dilin en üst basamağında yer alır. Çünkü, dilin yargı bildiren anlamlı tek birimidir cümle. Böyle olunca sözlü ve yazılı anlatımda başarılı olma, büyük ölçüde cümlelerimizin sağlamlığına, doğruluğuna, güzel ve etkili oluşuna bağlıdır.
Cümlenin Oluşumu ve Ögeleri
Bir düşünceyi, bir dilek ya da duyguyu sözle ve yazıyla anlatabilmemiz için en az iki öge gereklidir. Bunlardan biri, kendisinden söz ettiğimiz, anlatmak istediğimiz şey, öteki de kendisinden söz ettiğimiz şeyin ne olduğu ya da ne yaptığıdır. Sözünü ettiğimiz kişi, varlık ya da kavrama özne diyoruz. Öznenin ne olduğunu ya da ne yaptığını belirtip açıklayan ögeye de yüklem adını veriyoruz. İşte bir cümlenin oluşması için en az bu iki ögeye gereksinim vardır. Bunlar olmadan cümle kurulamaz, daha doğrusu yargı oluşamaz. İster istemez duygu, dilek ve düşüncelerimizi de dile getiremeyiz.
Şu tümcelere bakalım:
"Yolcular bindi. Tren kalktı. Annen geldi. Sen gelmedin."
Bu cümlelerin hepsi de birer yargı birimidir. Hepsinde de yargının oluşması, cümlenin kurulması için zorunlu öge olan özne ve yüklem vardır. Bu zorunlu ögelere cümlenin temel ögeleri denir.
Yüklem: Cümlenin temeli yüklemdir. Yüklemsiz cümle kurulamaz. Cümleye giren sözcükleri, sözcük öbeklerini genellikle yüklemin durumu belirler. Şöyle ki dilimizde sözcükler anlatımı oluşturmak için tek tek kullanım alanına çıktığı gibi, kavramları açıklamak ya da belirtmek amacıyla belirli kurallara göre öbekleşerek de çıkarlar. Sözgelimi "yolcular" dediğimiz gibi, "İstanbul'a gidecek yolcular" da diyebiliyoruz. Böylece sözcükten büyük belirtme öbekleri oluşturuyoruz. Bir bakıma cümle de böyle bir öbekleşmenin ürünüdür.
Sözcüklerin birbirine bağlanış ya da öbekleniş biçimi belli bir kurala göre gerçekleşir. Şöyle ki Türkçe anlatımda yardımcı ögeler önce, temel ögeler sonra gelir. Cümlenin temel ögesi de yüklem olduğu için genellikle yüklem sonda bulunur. Cümleye giren ya da girecek olan bütün sözcükleri, sözcük öbeklerini yüklem yönlendirir.
Yüklemler tek sözcükten oluşabileceği gibi, sözcük öbeği durumunda da olabilir. Şu örnekte olduğu gibi:
"Yatağa girerken, bir dergide okuduğum rakam sayma usulünü denemeye karar vermiş bulunuyordum."
Özne: Belirttiğimiz gibi yüklemin bildirdiği işi, oluş ve kılışı yapan ya da kendisiyle ilgili bir durumu üzerine alıp gösteren ögeye özne diyoruz. Özneler kimi durumlarda ayrı bir sözcükle belirtilmezler. Cümlenin yüklemi çekimli bir eylem, şahıs (kişi) takıları almış ekeylemse bu takılardan özne anlaşılabilir.
Özneler ad soylu sözcüklerden oluşurlar. Tek sözcük
8
olabilecekleri gibi, sözcük öbekleri biçiminde de bulunabilirler: "En candan dostum öldü." "Amerikalı, ünlü romancı, bir basın toplantısı yaptı."
Tümleçler: Cümlenin oluşması için mutlaka gerekli olan ögelere temel ögeler demiştik. Ne ki düşündüklerimizi, isteklerimizi, duygu ve tasarılarımızı her zaman bu iki ögeyle (yüklem - özne) anlatamayız. Cümlelerimize başka ögeler de katarız, böylece anlatımı genişletiriz. Ne ki cümleye kattığımız bu ögeler, cümlenin oluşması için zorunlu olmayan ögelerdir, salt anlatımı boyutlandırmak için gerekir. Böyle ögelere yardımcı ögeler, bir başka terimle tümleçler diyoruz.
Anlatımı, cümle düzeyinde boyutlandırıp genişletmek için üç türlü tümlece zaman zaman cümlelerimizde yer veririz. Bunlardan biri düz tümleç (nesne)'dir. Düz tümleç, öznenin yaptığı işten etkilenen ya da etkilenen varlıkla ilgili niteliği karşılayan ögedir: "Önce kurumuş dalları kestik." Bu cümlede "kurumuş dalları" düz tümleçtir. Öznenin yaptığı, yüklemin belirttiği işten etkileniyor. Yüklemin anlamını bu yönelen tümlüyor.
Düz tümleçler de (nesneler) sonlarına durum takısı alıp almadığına göre belirtili ve belirtisiz olmak üzere ikiye ayrılır: "İlkin ağacı budadım." cümlesinde ağacı belirtili düz tümleçtir. Çünkü, bilinen, belirli bir ağaçtan söz ediliyor. Oysa aynı cümle şöyle olsaydı: "İlkin ağaç budadım." Bu kez ağaç sözcüğü belirtisiz düz tümleç olacaktı. Çünkü sözü edilen ağaç belirsiz bir varlığa göndermektedir bizi.
İster belirtili ister belirtisiz olsun düz tümleçlerin cümlede bulunması yüklem olan eylemin özelliğine bağlıdır. Yüklem geçişli bir eylemse cümleye düz tümleç girer, geçişsizse girmez.
Yüklemin anlamını yönelme, bulunma, ayrılma ve çıkma yönünden tümleyen, -e, -de, -den durum ekleriyle yükleme bağlanan sözcük ve sözcük öbeklerine de dolaylı tümleç diyoruz. Şu cümlede olduğu gibi:
"Hastayı, eski bir jip içinde, köydeki evinden sağlık ocağına götürüyorduk."
Bu örnekte olduğu gibi, her yüklem -e'li, -de'li, -den'li tümleçleri tümüyle istemeyebilir. Bunların tümceye girmesi, yüklemi oluşturan eylemin durumuna bağlıdır. Kimi eylemler -e'li ve -den'li dolaylı tümleç istemezken, kimileri -e'li, kimileri de hem -e'li hem de -den'li tümleç isterler.
Tümleçlerin bir bölümü de yüklemin anlamını zaman, nitelik,
9
nicelik ya da durum yönünden tamamlar. Bu türden tümleçlere belirteç (zarf) tümleçleri diyoruz: "Akşam inerken, türkü söyleye söyleye köye vardık."
Ögeler Arasındaki İlişkiler
Cümleyi oluşturan ögeleri ve bunların işlevini tanıma, doğru, sağlıklı cümle kurabilmemiz için gereklidir. Çünkü cümlelerimizdeki yanlışlıkların bir bölümü ögelerle ilgilidir. Daha doğrusu bu ögeleri yerli yerinde kullanmama ya da bunlar arasında uyum sağlamama, ögeleri birbirine yanlış bağlama cümlelerimizin yanlış kurulmasına yol açar. Bu tür yanlışlıklardan kurtulmak için cümlelerimizi oluşturan ögelerin arasındaki uyuma, birbirlerine bağlanışına özen göstermeliyiz.
Özne - Yüklem Uygunluğu: Bir cümlede özne ile yüklemin kişi, tekillik ve çoğulluk yönlerinden tutarlı oluşuna uygunluk diyoruz. Sözgelimi, "Ben bütün gün kitap okudum." cümlesinde özne birinci tekil kişi (ben)'dir; buna bağlı olarak yüklem de (okudum) birinci tekil kişidir. Bu uyum, genel ve değişmez kuraldır. Ancak bunun dışında kimi durumlar vardır ki özne ile yüklem arasındaki tekillik, çoğulluk, kişi uygunluğu değişir. Bu değişiklikler nerelerde, ne zaman ortaya çıkar? Bunları tanımazsak ister istemez yanlışlıklara düşeriz. Başlıcalarını tanıyalım:
1. Bir cümlede özne bir topluluk adına konuşuyorsa yüklem birinci çoğul kişili olabilir: "Derslerimizde görsel araçlardan yararlanmalıyız." (Bu cümlede konuşan kişi öğretmenler adına konuşuyor.)
2. Özne bir kişi de olsa, övünme, böbürlenme, karşısındakini küçümseme amacıyla birinci çoğul kişi biçiminde düşünülmüşse yüklem de birinci çoğul kişili olur. Şu örnekte ki gibi: "Bizim böylesi sözlere karnımız tok, başka kapıya!" (Böbürlenme, karşısındakini küçümseme amacıyla oluşturulmuş cümle.)
3. Özne tek kişi de olsa alçakgönüllülük gösterme amacıyla "ben" yerine "biz" ya da "bizler" kullanıldı mı yüklem de birinci çoğul kişiye dönüşür: "Biz bu konuşmamızda ayrıntılara inmeden dilimizin söz dağarcığındaki değişmeleri ele alacağız." (Konuşmacı ben demekten kaçınıyor.)
4. Konuşmada ve yazmada söze saygı, incelik anlamı katmak için sen yerine siz zamirini kullanırız ya da böyle düşünürüz. Bu durumda yüklem de ikinci çoğul kişiye dönüşür: "Bu gece de bizde kalınız." (Cümlede sen, siz biçiminde düşünülmüş.)
5. Üçüncü tekil kişilerde aşırı saygı gösterilmek amacıyla bir kişi
10
de olsa, yüklem çoğul üçüncü kişiye dönüşebilir: "Büyük hala geldiler. Kapıyı açıyorlar." (Cümlede sözü edilen tek kişidir. Ama aşırı saygı gösterme amacıyla yüklem çoğullaştırılmıştır.)
6. Özne bir organın ya da organdan çıkan bir nesnenin adıysa bu ad çoğul durumunda olsa bile yüklem tekil olur. Şu örneklerde olduğu gibi: "Yukarı kattan sesler, çağrışmalar geliyordu." "Gözlerinden boşalan yaşlar, yanaklarından yuvarlanıyordu."
7. Özne çoğul eylem adlarından oluşuyorsa. yüklem tekil olur. Şu örnekte olduğu gibi: "Sokakta gülüşmeler, bağrışmalar birbirine karışıyordu."
8. Hayvan ve bitkiler özne görevinde ve çoğul durumda cümleye giriyorsa, yüklem tekil olur: "İki yabancının, yaklaştığını görünce köpekler havlamaya başladı.", "Tepede ağaçlar biraz daha seyrek duruyor."
9. Özne cansız varlıklardan oluşuyorsa, çoğul durumunda bulunuyorsa yüklem tekil olur: "Yamaçtan aşağı seller akıyordu." Ancak cansız varlıklardan oluşan çoğul özneye kişilik kazandırmaya yönelik bir kullanım verilirse, yüklem de çoğullaşır: "Ağaçlar, caddeler sisin örtüsüne sarınarak gözden kayboldular."
10. Çoğullaştırılmış zaman adları özne göreviyle kullanılırsa yüklem tekilleşir: "Günler, haftalar, aylar böyle geçti.", "Dakikalar, saatler birbirini izledi." Ancak özneye kişilik kazandırmaya yönelik kullanımlarda yüklem çoğullaşır: "Günler ne çabuk geçiyorlar."
11. Tekil durumda bulunan ve özne göreviyle kullanılan topluluk adlarının yüklemleri de tekil olur: "Sürü dağıldı.", "Kalabalık uzun süre bekledi."
12. Cümlede birden çok özne varsa, öznelerden biri tekil ya da çoğul birinci kişi zamiri (ben, biz) ise, yüklem birinci çoğul kişi olur: "Uşak önde, ben arkada çıktık."
13. Cümlede birden çok özne bulunursa, öznelerden biri tekil ya da çoğul ikinci kişi zamiriyse (sen, siz), yüklem çoğul ikinci kişi olur: "Ahmet, kardeşin Salih ve sen yarın bağa gideceksiniz."
14. Cümlede birden çok özne bulunuyorsa, öznelerden biri tekil ya da çoğul üçüncü kişi zamiriyse (o, onlar) yüklem çoğul üçüncü kişi olur: "Babası, dayısı, o ve küçük hala bize geldiler."
15. Cümlede birden çok özne bulunuyorsa, öznelerden her ikisi ya da üçü tekil ya da çoğul birinci, ikinci, üçüncü kişi zamiriyse (ben, biz, sen, siz, o, onlar), yüklem çoğul birinci kişi olur: "Siz de, o da ben de rahat ederiz."
Özne-yüklem ilişkisi ya da uyumu doğru, sağlıklı cümle kurmanın temel koşullarından biridir. Aynı durum, tümleçler için de söz konusudur.
Tümleç-Yüklem Uygunluğu: Önce de belirttiğimiz gibi tümleçlerin türü ve niteliği, cümleye girişleri ya da girmeyişleri yüklemin niteliğine bağlıdır, Öyle ki sıra ya da bileşik yapılı cümlelerde başka başka tümleçler alması gereken birden çok yüklem birbirine bağ!anıyor. Bunlardan yalnız birinin tümleci yazılıyor. Bu tümleç öteki yüklemlerle de uyum sağlıyor mu, aralarında bir uygunluk var mı? diye düşünülmüyor. Bu da cümlelerde tümleç eksikliği diyeceğimiz bir anlatım pürüzüne yol açıyor. Sözgelimi şu tümceye bakalım:
"Buna ancak okurlar karar verir, uygular."
"Buna" tümleci "karar verir" yüklemi için doğrudur, ama "uygular" yüklemi için doğru değil. Yani, "buna uygular" denilemez. Bundan dolayı her iki yüklemin de "buna" tümlecine bağlanmış olması yanlıştır. Çünkü "karar verir" eylemi geçişsiz, "uygular" ise geçişlidir. Bu yüzden cümlede tümleç-yüklem uygunluğu sağlanamamıştır. Uygunluk sağlansaydı cümleyi şöyle kurmak gerekirdi: "Bunu ancak okurlar kararlaştırır, uygular."
Cümle Türleri
Anlatımımızın tek düzelikten kurtulmasında değişik cümle türlerini kullanmanın önemli bir payı vardır. Bu değişikliği yüklem yapı, anlam ve söz dizimi yönlerinden yaparız, daha doğrusu cümleleri bu açılardan türlendiririz.
Ad Cümlesi: Yüklemi ad, ad soylu sözcük ya da sözcük öbeği olan bağımsız bir yargı bildiren sözcük dizisine ad cümlesi diyoruz: "Anlatımın gücü, sözcüklerde gizlidir."
Ad cümlelerinin yargı bildirişi ekeylemle gerçekleşir. Yüklemi oluşturan ad ve soylu sözcükler ekeylemle çekimlenerek yüklem niteliğini kazanırlar: "Çok çok hastaydı." Kimileyin de ek eylemin -dir biçimi gelir: "Tiyatro, söz ve eylem sanatıdır." Örneklerden de anlaşıldığı gibi ad cümleleri, öznenin ne olduğunu ya da bir durumu bildirirler.
Eylem (Fiil) Cümlesi: Yüklemi çekimli bir eylemden oluşan, bağımsız bir yargı bildiren sözcük dizisine eylem cümlesi denir. Eylem cümlelerinde öznenin ne yaptığı açıklanır: "Romanlarında daha çok Çukurova yöresini anlatıyor."
Basit Cümle: Cümleyi bir yargı birimi olarak tanımlamıştık. Yalnızca tek bir yargı bildiren cümle türüne yalın cümle ya da eski terimiyle basit cümle diyoruz: "Tevfik Efendi, banka önünde vezne arabasından indi.", "Öğrenciyim.", "Dün bizde toplandık:"
Basit cümle tek sözcükten oluşabileceği gibi birden çok sözcükten de oluşur. Cümlenin basitliğini belirleyen sözcük sayısı değil, bildirdiği yargıdır.
Birleşik Cümle: Düşünce ve duygular, bağımsız birer yargı biçiminde oluşacağı gibi, birbirine bağımlı, neden-sonuç yönünden ilişkili yargılar biçiminde de ortaya çıkarlar. Yargıların bu bağlanışı, neden-sonuç yönünden birbirine zincirlenişi bileşik yapılı cümlelerin doğmasına yol açar. İçinde birden çok yargı barındıran cümleye bileşik cümle denir: "Klasikleri okurken her okuyucu, bilerek ya da kendiliğinden okuduklarını kolayca kendi dünyasına aktarır."
Örnek cümleden anlaşılacağı gibi, bileşik cümlede çekimli bir eylemle yüklemlenen bir temel cümlecik vardır: "Okuyucu... aktarır." Bunun gibi bir ya da birden çok yan cümlecik bulunur: "Klasikleri okurken / bilerek / ..." gibi. Yan cümlecikler tamamlanmamış yargılardır, bunlar değişik ilişkiler içinde temel cümleciği tümler, onun ögelerinden biri olurlar.
Sıralı Cümle: Tek yargılı basit ya da bileşik yapılı bağımsız cümlelerin anlam ya da öge ilişkisiyle art arda gelmesi, (,) ya da (;) ile birbirine bağlanmasından oluşan cümleler zincirine sıra cümle diyoruz: "lslak bir sabah, yağmur yok, rüzgar yok, havada bir kıpırdanma yok." "Anne güldü, adımı söyledi, beni tanımış." "Uzattığım parayı geri itiyor, gazeteleri zorla elime vererek beni dükkandan çıkarıyor."
Bağlı Cümle: En az iki bağımsız cümleden oluşan ve aralarındaki anlam ilgisine göre bir bağlaçla birbirine bağlanan cümlelere bağlı cümle adını veriyoruz: "Geldi ve gitti.", "Çok çalıştı, ama başaramadı." gibi.
Olumlu Cümle: Eylemin ya da yargının olduğunu, gerçekleştiğini bildiren cümlelere olumlu cümle denir. Bu tür cümlelerde yüklem ya olumlu çekimli bir eylemdir ya da ekeylem almış ad, ad soylu bir sözcük ve sözcük öbeğidir: "Roman okumayı çok seviyordu.", "Kenan, derinliği olmayan bir roman kişisidir."
Olumsuz Cümle: Eylemin ya da yargının gerçekleşmediğini, olmadığını bildiren cümlelere olumsuz cümle adını veriyoruz: "İlk romanı beklediği kadar çok satmadı.", "Büyük halası sandığı kadar varsıl değildi."
Örneklerden anlaşılacağı gibi, eylem cümlelerinde olumsuzluk -me olumsuzluk ekiyle, ad cümlelerinde ise değil edatıyla yapılıyor.
Soru Cümlesi: Öğrenme, bir soru ya da kuşkuyu giderme amacıyla kurulan ya da yargıyı soru yoluyla belirten cümlelere soru cümlesi diyoruz. Bu tür cümlelerin anlatımına değişik anlam özellikleri katacak kullanım biçimleri vardır. Bunların bir bölümü mi soru takısıyla oluşturulur: "Batılılaşmanın gerekçesi bu mu?", "Anlattıkları doğru değil mi?"
Soru cümlelerinin bir dilimi de soru sıfatlarıyla, soru zamirleriyle ve soru belirteçleriyle (zarflarla) kurulur: "Ziyafete kaç kişi gittiniz?", "Bu zavallı kime derdini anlatacak?", "Ne kadar cansız konuşuyor?"
Soru cümleleri her zaman bir şeyi öğrenme, bir merakı giderme amacıyla kurulmaz. Soru yoluyla cümleye değişik anlam ve anlatım özellikleri kazandırır. Anlatıma renk ve canlılık katılır. Söz gelimi kimi soru cümleleri bir duyguyu, bir düşünceyi karşımızdakine onaylatmayı amaçlar. Bu tür soru cümlelerinin yanıtı evet, hayır, var, yok türünden tek sözcüklüdür: "Eleştirinin ılımlısı mı olurmuş?"
Soru cümlelerinin kimileri de yalanlama ya da benimsememe anlamı taşır: "Ben böyle bir kabalık yapar mıyım?" Bunun gibi olasılık ve kuşku, beğenme, övme ve yüceltme, şaşma, beklenmezlik, bilmezlikten gelme, bilinmezlik, yakınma, acınma, özlem... gibi anlamlar katar cümleye.
Ünlem Cümlesi: Korkma, acıma, üzüntü, hayıflanma, yakınma... gibi durum ve duyguları anlatan cümlelere ünlem cümlesi adını veriyoruz: "Gördün mü yaptığın işi!", "Ah, nasıl geri dönmek, yine yaşamak isterdi o günleri!"
Şart (Koşul) Cümlesi: Bir eylemin yapılıp yapılamayacağını bir başka eylemin oluşumuna bağlayan cümleye koşul cümlesi denir: "Bir arabam olsaydı, basıp gaza kentin dışına giderdim."
Kurallı ya da Düz Cümle: Önce de belirttiğimiz gibi, dilimizin temel kurallarından biri yardımcı ögelerin önce, temel ögelerin sonra gelmesidir. Dilin işleyişini yönlendiren bu temel kuraldır. Bütün sözcük öbekleri, tümcede sözcüklerin dizilişi bu kurala göre olur. Yüklem de cümlenin temel ögesi olduğu için genellikle sonda bulunur. Yüklemi sonda bulunan cümleye, kurallı ya da düz cümle adını veriyoruz.
Yüklem, cümlenin zembereği durumundadır. Cümlede önemsenip vurgulanmak istenen sözcük ya da sözcük öbeği yükleme yaklaştırır. Bu da cümledeki sözcüklerin kesin, demirbaş bir yeri olmadığını gösterir. Söz gelimi, "Köyün erkekleri kışa doğru büyük kentlere gider." cümlesinde vurgulanmak istenen "büyük kentlere" sözcükleridir. Bu cümleyi, "Kışa doğru büyük kentlere köyün erkekleri gider." biçiminde oluşturursak, "köyün erkekleri" ögesini önemseyip belirtmiş oluruz.
Devrik Cümle: Yüklemi sonda bulunmayan cümlelere devrik cümle denir: "Fikir adamıyım, bilim adamıyım ben.", "Bir şiir antolojisini karıştırdım dün gece."
Türkçenin temel kuralına, yardımcı ögelerin başta, temel ögenin sonda bulunması kuralına aykırı bir görünümü var diye, devrik cümleyi bozuk ya da yanlış saymamalıyız. Devrik cümlenin de kendine özgü belli bir düzeni, belli bir öyküsü vardır. Genellikle günlük konuşmalarda, şiirlerde, roman, öykü, oyun gibi yazınsal yaratılarda kullanılır. Anlatımı bir örneklikten kurtarır. Anlatıma konuşmanın tadını katar. Şaşma, acıma, öfke gibi ruhsal duyguları açığa vurmaya, söze duygusallık değeri katmaya yarar.
Devrik cümleyi üst üste yığmadan kaçınmak gerekir. Bir anlatım nasıl salt düz cümlelerden oluşunca tekdüzeleşirse, aynı durum. devrik cümleler için de düşünülebilir.
Cümle Vurgusu
Sözcük vurgusunda belirttiğimiz gibi, cümle içinde yada sözcük öbeğinde bir sözcüğün ötekilere oranla daha baskılı bir biçimde söyleme ve seslendirme işine vurgu diyoruz. Cümle içinde bir sözcüğü ya da öbeği ötekilere göre farklı söyleme, onu önemsemenin sonucudur. Önemsediğimiz ögeyi, vurgulamanın ya da belirtmenin bir yolu, onu yükleme yaklaştırmaktır. Bunun dışında ögeleri yerli yerine tam oturmuş, düz bir cümlede vurguyu genellikle yüklemin kendisi, kimileyin de zaman bildiren zarf tümleci üzerine çeker.
Cümlede sözcüklerin dizilişini bozmadan, değiştirmeden de cümleye değişik anlam katarız. Buna duyuş vurgusu adını verenler de var. Diyelim ki şöyle bir cümlemiz var: "Ben size orada gerçeği açıklayacağım." Bu cümleyi olduğu gibi, dümdüz söylersek, sözcüklerin anlamı dışında karşınızdakine bir şey düşündürüp sezdirmeyiz. Oysa cümleyi oluşturan kimi sözcükleri ve bunların kimi hecelerini vurgulayarak söylersek cümlenin anlamında ve duygusal tonunda birtakım değişmeler yaparız. "Ben size orada gerçeği açıklayacağım." (Başkası değil, açıklama işini ben yapacağım.) "Ben size orada gerçeği açıklayacağım." (Başka birisine değil, size açıklayacağım.) "Ben size orada gerçeği açıklayacağım." (Başka bir yerde değil, orada açıklayacağım. "Ben size orada gerçeği açıklayacağım." (Başka bir şeyi değil, gerçeği açıklayacağım..) "Ben size orada gerçeği açıklayacağım." (Açıklama işini mutlaka yapacağım... )
Kestirmeden söylemek gerekirse vurgu, söze duygu değeri katar. Konuşmalarda olduğu gibi, vurgusuz okumalarda anlamlar yeterince belirginlik kazanmaz. Ayrıca dinleyicilerin dikkati uyanık tutulmaz.
İyi ve Doğru Bir Cümlenin Nitelikleri
İyi ve doğru bir cümlenin ilk belirleyici niteliği dilbilgisi kurallarına uygunluktur. Bu uygunluk, cümlenin ögeler arasında tam bir uyumun bulunmasıyla, sözcüklerin yerli yerinde kullanılmasıyla sağlanır. Bunun için nelere özen göstermemiz gerektiğini yukarıda belirtmiştik. Bunların dışında iyi ve doğru bir cümleye ulaşabilmek için şu nitelikleri tanımalı, onları bozan etkenleri gidermeliyiz:
Dilbilgisi Kurallarına Uygunluk ve Bu Uygunluğu Önleyen Etkenler: Düşünce, duygu ve isteklerimizi yargıya dönüştürüp cümleleştirme gelişigüzel olmaz. Belirli bir düzen içinde gerçekleşir. Bu düzeni biçimlendiren dil kurallarıdır. Dil kurallarını öğrenmek yetmez. Bu kurallara, uygulamalara işlerlik, canlılık kazandırmalıyız. Bunun için de şunlara dikkat etmeliyiz:
1. Çok uzun cümleler kurmaktan kaçınmalıyız. Uzunluk hem anlaşılırlığı engeller hem de dilbilgisi kuralları yönünden birtakım yanlışlıklar yapmamıza yol açar. Şu cümleye bakalım:
"Devrimlerle asırlardır özlemini çektiğimiz bir hukuk devletinin kurulacağına, bütün sosyal ve ekonomik kurumların da demokratik esaslara göre düzenleneceğine, bu topraklar üzerinde yaşayan insan olan hepimizin her şeyden önce hak ve onurumuzun demokratik yasalarla korunacağına inanıyor ve bekliyoruz."
Cümle oldukça uzun sayılır. İlk okuyuşta yazarının ne demek istediğini anlayamıyoruz. İkinci, üçüncü bir kez okumamız gerekir cümleyi. Ayrıca, dilbilgisi kurallarına da uygun değil bu cümle. Şöyle ki "... kurulacağına, düzenleneceğine, korunacağına inanıyoruz" diyebiliriz; ama "kurulacağına, düzenleneceğine, korunacağına bekliyoruz" diyemeyiz. Çünkü "bekliyoruz" geçişli bir eylemdir, -i'li nesne ister. Oysa burada -e'li tümlece bağlanıyor. Bu da dilbilgisi bakımından yanlıştır. Bu yanlışlıklara düşmemek için cümlelerimizin kısa olmasına özen göstermeliyiz.
2. Türkçemizde sayı ve belgisiz sıfatlardan sonra gelen adlar çoğul eki almaz. Cümlelerimizde yaptığımız temel dilbilgisi yanlışlıklarından biri de budur. Yani, bu tür sıfatlardan sonra gelen adları çoğul biçimleriyle kullanırız. Şu örnekte olduğu gibi:
"Kambiyo kaydının mevcut olmadığı dünyada müstesna birkaç memleketlerden biri de Lübnan'dır."
16
3. Cümlenin kurulması için mutlaka gerekli olan ögelerine, temel ögeler deriz. Bu ögelerin yüklem ve özne adını aldığını biliyoruz. Cümlemizin tamlığı, bu ögelerin bulunmasına bağlıdır. Ancak, anlatıma çeşni katmak, deyişte bir değişiklik sağlamak amacıyla bu ögelerden biri bulunmayabilir. Böyle cümlelere eksiltili cümleler denir. Ne var ki eksiltili cümlelerde düşüncenin anlaşılırlığı kaybolmamalıdır.
Şu örneğe bakalım:
- İstanbul'a gidecek misiniz?
- Hayır. (Bu cümlede hem özne hem de yüklem düşmüştür. Ama, sözün gelişinden cümlenin anlamı tam olarak anlaşılmaktadır. Bu cümlenin aslı: "İstanbul'a gitmeyeceğim"dir.)
Bu tür örneklerin dışında, cümlemizden özne ve yüklem düşerse cümle bozulur, söylemek istediğimizi tam olarak anlatamayız. Aşağıdaki cümlede bu tür bir yanlışlık vardır:
"Memlekette bulanıklık yok bugün. Tersine, alacakaranlıktan sıyrılmış durumda."
İkinci cümlede özne belirtilmemiş. Oysa, bu cümle birincinin devamı olduğuna göre, birinci cümlenin öznesi olan "bulanıklık"ı alması gerekirdi. Ama almıyor. "Alacakaranlıktan sıyrılmış olan memleket" sözüyle, "Memleket alacakaranlıktan sıyrılmış durumda" denmek isteniyor. Bunun tam belirtilmesi için özne olan "memleket" sözcüğünün cümlede bulunması gerekirdi.
4. Birleşik bağlı cümleleri kurarken özellikle ögeler arasındaki uygunluğa dikkat etmeliyiz. En çok yaptığımız yanlışlıklardan biri de aynı özneyi almayan eylemleri birbirine bağlamadır. Şu cümleye bakalım:
"Belediye tarafından inşa ettirilmekte olan dokuz katlı mağazanın inşaatı ekim ayında bitecek ve faaliyete geçecektir."
Bu söz, "Mağazanın inşaatı bitecek ve faaliyete geçecektir." anlamına gelir. Bu yanlış anlam, iki eylemin tek eyleme bağlanmasından doğuyor. Oysa, bitecek olan "mağazanın inşaatı", faaliyete geçecek olan "mağaza"dır. Bu nedenle ikinci cümlenin başına "mağaza" öznesini eklemek, cümleyi "Belediye tarafından inşa ettirilmekte olan dokuz katlı mağazanın inşaatı ekim ayında bitecek ve mağaza faaliyete geçecektir." biçimine getirmek gerekir.
5. Bir özneye bağlı birkaç yüklem aynı nesneyi almayabilir. Cümlelerimizde genellikle nesneleri ayrı ayrı belirtmeyerek yanlışlığa düşeriz. Şu cümledeki yanlışlık bu türdendir:
"Çalışmak, onların şereflerine halel getirmez, bilakis yükseltir." Birinci cümle için doğru olan "şerefine" tümleci ikinci cümle için yanlıştır. Çünkü "Bilakis şerefine yükseltir." denemez. Bu bakımdan cümleyi doğru biçime sokmak için, "şerefine" sözcüğünü de ikinci cümleye katmak, cümleyi: "Çalışmak, onların şereflerine halel getirmez, bilakis şereflerini yükseltir." biçimine sokmak gerekir.
Şu birkaç örnek de gösteriyor ki cümlemizin sağlamlığı dilbilgisi kurallarına uyarlığı, bu yönden doğruluğu ile sağlanır. Cümlelerimiz üzerinde çalışırken bu noktadan onları değerlendirmemiz gerekir.
Duruluk ve Duruluğu Bozan Etkenler: İyi ve sağlam bir cümlenin niteliklerinden biri de duruluktur. Duruluk, cümlede gereksiz sözcüklerin bulunmamasıdır. Daha kısa bir deyişle, düşüncemizi olabildiğince az sözcükle anlatmadır. Bu niteliği sağlamak için düşüncenin belirtilmesinde belli bir görevi olmayan sözcükleri cümleden atmalıyız. Cümlelerimizi bu gereksiz sözcüklerden ayıklama, hem söylemek istediklerimizi doğrudan anlatmaya hem de anlatımımıza yalınlık ve doğallık kazandırmaya yarar.
Gereksiz sözcüklerden kurtulmanın en kestirme yolu, düşünceleri zihnimize doğduğu gibi yazmadır. Her türlü yapmacıktan ve özentiden kaçınmadır. Bunun ölçüsü de şu olmalıdır: Cümleden bir sözcüğü attığımızda cümlenin anlamında bir daralma, anlatım gücünde bir zayıflama olursa o sözcük gerekli; olmuyorsa o sözcük gereksizdir. Cümlelerimizi bu ölçüye göre değerlendirme, iyi bir yazıda bulunması gereken özlülük, yalınlık, duruluk ve etkililik gibi olumlu nitelikleri de yazımıza kazandırır.
Cümlelerimizde duruluğu sağlamak için yukarıdaki noktalarla birlikte şunlara da dikkat etmeliyiz:
1. Her türlü süs ve özentiden kaçınmalıyız. Bu bakımdan düşünceyi belirlemekten çok, sözü uzatmaya yarayan sözcükleri atmalıyız. Şu cümleye bakalım:
"Bu güzelim hayatın bin bir çeşit güzelliklerine veda ederek, ezelî ve ebedî bir diyara, ölüm ülkesine göçtü."
Bu cümlede anlatılmak isteneni tek sözcükle anlatabiliriz. Söz. gelişi, "öldü" diyerek de cümlenin anlatmak istediğini belirtebiliriz. Demek ki cümlede yer alan öbür bütün sözcükler gereksizdir.
2. Bağlayıcı ögeleri, bağlaçları ve ilgeçleri kullanmada titiz davranmalı, gelişigüzel kullanmaktan kaçınmalıyız. Bağlaçlar ve ilgeçler, yerli yerinde ve gerektiği zaman kullanılmazsa anlatıma tutukluk, cümleye ağırlık verdiği gibi, doğallık niteliğini de engeller cümlenin. Şu örneğe bakalım:
"Kum ve çakıl ve taş ve bunların hazırlanmasını bildirmiştim." Cümlede "ve" bağlacı gelişigüzel kullanılmaktadır. Bunun yerine "," işareti koyarak cümleyi doğal, etkili bir duruma getirebiliriz: "Kum, çakıl, taş gerektiğini belirtmiş; bunların hazırlanmasını istemiştim."
3. Birkaç sözcüğün anlamını karşılayabilecek kimi ad ve sıfatlarla da gereksiz sözcükleri kullanmaktan kaçınır, duruluğu sağlayabiliriz. Özellikle seçkin sözcükler, küçültme ekleriyle kurulmuş ad ve sıfatlardan yararlanabiliriz. Sözgelimi, "Elmanın tadı birazcık ekşi gibi." cümlesini, "Elmanın tadı ekşimsi." biçimine dönüştürebiliriz. Aynı biçimde "ekşice", "ekşimtırak" sözcüklerinden birini kullanarak da duruluğu sağlayabiliriz.
4. Olmak, etmek, eylemek, kılmak gibi yardımcı eylemlerin yerine, canlı eylemler kullanarak da duruluğu sağlayabiliriz. Örneğin, "Hasta oldu." yerine, "Hastalandı.", "Su bulanık bir hale geldi." yerine "Su bulandı." diyebiliriz.
5. Aynı anlama gelen sözcükleri yan yana getirmekten kaçınmalıyız. Örneğin, şöyle bir cümle duru ve doğal değildir:
"Parası pulu çok, varlıklı, zengin, yoksul diyemeyeceğimiz bir kişiydi."
Bu cümleyi, "Zengin bir kişiydi" ya da tek sözcükle, "Zengindi" biçiminde kurarak duruluğu sağlayabiliriz.
Açıklık ve Açıklığı Engelleyen Etkenler: Cümle bir yargı birimidir. Yukarda da değindiğimiz gibi, bir düşünce, bir duygu ve isteğin tam anlatılmasıdır cümle. Bu yönden iyi bir cümle, karşıladığı yargıyı, yani hükmü tam olarak anlatır. Bu yargıyı açıkça anlatması gerekir. Yani, cümleden bir anlam çıkarılmalıdır. Böyle olmaz da bir cümle çeşitli anlamlara gelirse hem öyle bir anlam çıkar hem de böyle bir anlam çıkarsa, yani birden çok yoruma yol açarsa o cümle açık değildir. Açıklık, cümledeki anlamın. kolayca anlaşılma niteliğidir. Bu yönden üzerinde özellikle durmamız gerekli noktalardan biridir. Çünkü, hangi türlüsü olursa olsun, yazma, bir kimseye, bir şey hakkında bir şeyler söyleme işidir. Bunun gerçekleşmesi de söylediklerimizin açıklığına ve anlaşılırlığına bağlıdır.
Yazımızın açıklığını, anlaşılırlığını etkileyen türlü etmenler vardır: Söylediklerimizin soyut ya da somutluğu, düşüncenin tam geliştirilip geliştirilmediği, düşüncelerin iyi düzenlenip düzenlenmediği, yani düşünsel düzenin sağlanıp sağlanmadığı önemlidir. Ama, açıklığı doğrudan doğruya etkileyen etmenlerden biri ve en önemlisi, cümlelerimizin açık ve anlaşılır olmayışıdır. Cümlelerimizin açıklığını engelleyen noktalar nelerdir? Nelere dikkat etmeliyiz ki cümlelerimiz açık ve anlaşılır olsun?
Bunları şöylece sıralayabiliriz:
1. Cümledeki sözcüklerin ve ögelerin yerinde kullanılmayışı, söylenmek istenene tam karşıt bir anlamın ortaya çıkmasına ya da anlaşılmamasına yol açar. Şu örneğe bakalım:
"Kötü bir anlayışın ve düşüncenin verimi olan dil devrimini kökünden yıkma çabaları hızlandı."
Bu cümleyi yazanın ereği, dil devrimini yıkma çabalarının kötü bir anlayış ve düşüncenin ürünü oluşunu göstermektir. Oysa, bu hâliyle cümleden bu anlam çıkmaktadır. Cümleyi okuyan, ikizli bir durumla karşılaşmaktadır: Dil devrimi mi kötü bir anlayış ve düşüncenin verimi, yoksa dil devrimini kökünden yıkma çabaları mı? İkisi de anlaşılıyor cümleden. Bir cümle önce de söylediğimiz gibi, birden çok anlaşılmaya yol açarsa o cümlede açıklık yok demektir. Cümleyi şöyle kurarsak açıklığı sağlamış oluruz: "Dil devrimini kökünden yıkma çabaları kötü bir anlayış ve düşüncenin verimidir. Bu çabalar hızlanmıştır."
2. Noktalama işaretlerinin yerli yerinde kullanılmayışı da cümlelerin açıklığını engeller. Bu örnekteki yanlışlık bu türdendir:
"Dana ahırına doğru koştu."
Bu cümleden anlayacağınız, filan kimsenin dana ahırına doğru koşmuş olmasıdır. Oysa söylenmek istenen bu değildir. Virgül işaretinin kullanılmayışı böyle bir yanlışlığa ve belirsizliğe yol açmıştır. Söylenilmek istenen: "Dana, ahırına doğru koştu." cümlesidir.
3. Yanlış yapılan karşılaştırmalar da cümlenin açıklığını ve anlaşılırlığını etkiler, ikili anlaşılmaya yol açar. Örneğin:
"Ben, şiiri Ali'den daha fazla severim."
Bu biçimiyle cümle açık değildir. Ondan çıkaracağımız anlam şudur: "Şiiri de seviyorum, Ali'yi de. Ama, şiiri Ali'yi sevdiğimden daha fazla seviyorum. Halbuki asıl belirtilmek ve söylenilmek istenilen bu çıkardığımız anlama tam karşıttır: "Ben de, Ali de şiiri severiz. Ama ben şiiri, Ali'nin sevdiğinden daha fazla severim."
Böyle bir yanlış anlaşılmanın önüne geçmek için cümleyi şu biçimde kurabilirdik: "Ben, şiiri Ali'nin sevdiğinden daha fazla severim."
4. Zamirlerin belirli olmayışı da yanlış anlaşılmalara yol açabilir. Şu cümleye bakalım:
"Nuri, matematik öğretmenini babasına şikayet etti ve onun dersiyle ilgilenmesini istedi."
Dersiyle ilgilenmesini istediği babası mıdır, yoksa matematik öğretmeni mi? Belli değil. Cümleden ikisi de anlaşılabilir; çünkü "onun" sözü hem matematik öğretmeninin yerini tutmakta hem de babanın. Cümleyi bu ikili anlaşılmadan kurtarmak için, bir zamiri, iki adı karşılayacak yolda kullanmamak gerekir.
Buraya değin söylediklerimiz, genellikle yazılarımızda cümle örgüsü yönünden sık sık yaptığımız yanlışlıkları somutlaştırmaktadır.
Gerçekte, cümle bir yargı birimidir. Bu yüzden de bu yargıyı değişik biçimde anlatma olanağı vardır. Bu, sözcükleri seçme işidir. Diyelim ki şöyle bir cümle kurduk: "Hava güzel değildir." Bunu gene, "Hava kapalıdır.", "Hava sıkıntılıdır." biçimlerinde de söyleyebiliriz. Önemli olan, cümlelerimizin söylemek istediğimizi tam karşılayıp karşılamadığını bir tartıdan geçirmektir.
Top